


Ve Avustralya sonrasında sırada Yeni Zelanda 🌴🛳️ 🐬
Avustralya ve bir çok birleşik krallık ülkesinde olduğu gibi, İngiliz bir Vali tarafından yönetilmekte olan ,dev dev siyah gövdeli eğrelti ağaçları ile kaplı 🌴 yine bir sömürgesi ada ülkesi Yeni Zelanda 🏝️aynen Avustralya gibi 🌏 yine müthiş bir düzen, halk tarafından da kabul edilmiş bir sömürgemsi Monarşik sistemle yönetilen, yaklaşık 5,3 milyon nüfusa sahip bir küçük ada ülkesi , nüfus baz alınırsa İzmir daha büyük🤭🏝️🧑🏾

En büyük şehirleri arasında 1,4 milyonluk nüfusuyla rotamızın ilk durağı Auckland ✈️ 🛳️ ikinci sıra başkent Wellington’a ait ve ticari açıdan hayli aktif liman kenti Tauranga da listenin üçüncü sırasında yer alıyor🌴

Ülke, güneyde yer alan fiyordlarıyla da biliniyor ⛰️ Nüfusun % 17 ila 18’si Aborjin topluluğundaki nüfus düşüklüğünün aksine yerli Māori halkından oluşuyor 🧑🏾

Yeni Zelanda tarihi 1320’lerde Polinezya’dan gelen Māori halkının adaya ayak basmasıyla başlıyor.







1769’da James Cook’un adaya gelişi 🏝️ Batı ile ilk teması beraberinde getiriyor.
Günümüzde Māori halkı, Treaty of Waitangi anlaşmasının imzalanmasından bu yana, hâlâ haklarının tam olarak verilmediği bir eşitsizlik hissiyatı taşıyor. Egemenlik, özerklik ve kültürel kimlik konularında güçlü bir bağımsızlık arzuları var, ancak geçmişin sömürgeci izleri hâlâ tam olarak kapanmış değil. Bu yüzden, bazı Māori toplulukları, özerklik talep ederken, diğerleri daha çok saygılı bir ortaklık ve eşit haklar üzerine odaklanıyorlar.

Çok da eski bir tarih değil aslında, şunun şurasında 1840 lı yıllarda İngilizlerle Treaty of Waitangi anlaşması imzalanarak ✍🏾 Māori şefleriyle Britanya arasında bir egemenlik anlaşması yapılıyor, akıbetlerinin Aborjin halkına benzemesinden tedirgin olan Maori halkı ,İngiliz gücü karşısında yol yakınken boyun eğip çeşitli imtiyazlar kazanıyor, hak arayışları ve kültürel kimlikleri devam ediyor, ancak toprak kayıpları ve dil kesintileri de yaşanıyor tabi ki bir şekilde. Avustralya’daki Aborjin halkı için hiç bir zaman bir ulusal anlaşma söz konusu olmadığı gibi, bunun yerine açıkça uygulanan toplu şiddet, yerlerinden edilme ve kültürel yok oluş ,asimilasyon yaşanmış maalesef ki🙏🏻


İrlandalı göçmenler, özellikle 19. yüzyılda Avustralya ve Yeni Zelanda’ya büyük bir dalga halinde göç ediyorlar . Ekonomik baskılar ve kıtlık gibi nedenlerle İngiltere ile olan bağları sayesinde Britanya kolonilerine ulaşıyorlar.
Avustralya’da da Katolik göçmenler, Protestan koloniyel eğitim sistemiyle çatışmışlar ancak genel olarak hem Avustralya’da hem de Yeni Zelanda’da İrlanda diasporası, kültürel ve toplumsal kimlikleriyle önemli bir rol oynuyor zamanında. Ayrıca, İrlandalı göçmenler Britanya vatandaşlığına dayanarak eğitim, sağlık gibi çeşitli haklardan daha kolay faydalanıyorlar.

Her iki halk da bugün, geçmişin mirasıyla yüzleşip, hak mücadelesi vermeye devam etmekte🙏🏻 ama konu geneline de bakınca, Avustralya nüfusunun büyük bir kısmını ada kıtaya göç etmiş İngilizler,Yeni Zelanda çoğunluğunu da İrlandalıların oluşturduğu düşünülürse boşuna bir mücadele gibi sanki buradan bakınca da😕


Ta moko dövmeleriyle 🤎
Māori halkına özgü geleneksel dövme sanatı Tā moko, soy ve statüyü simgeliyor.

yolda 🚌🚌
ekinoks ayini öncesi 🪶
hazırlıklarına
denk gelmemiz 🖤
Maoriler eşliğinde hem de🏹

Yeni Zelanda’da yerli halk geleneksel balıkçılık ve ormancılıktan, turizm gibi alanlara yönlendirilmişler.
Aborjinler ise Avustralya’da 65 bin yıldan fazla bir geçmişe sahip bir topluluk ,tabi ki yaşamlarını sürdürebilme amaçlı, geleneksel avcılık ve toplayıcılıkla uğraşmışlar. Modern dönemde her iki toplum da sanat, turizm ve kültürel kimlikleriyle kendilerini ifade ediyorlar.

Vee yöreye özgü Manuka balı 🍯 (normal bala göre daha az kıvamlı,daha bej tonlarında ,daha macun kıvamlı bir bal türü Manuka)

Jenny sayesinde Manuka 🍯 deneyimi☺️
Yeni Zelanda’ya gidileceğini duyan hemen herkesin şiddetle alınmasını önerdiği ikiliden ilki 😉 (diğeri de kardiyolojik açıdan şifalı olduğuna inanılan,dinginlik ve sakinlik verdiği söylenen yeşim taşı 💚 yer gök hakikaten yeşim taşı bazlı ürün kaynıyordu bu arada🤭 ve bendeniz o mu bu mu şu mu derken birinde karar kılamadan döndüm😅)

binbir çeşidi eşliğinde 💚
arıların Leptospermum scoparium ağacından topladığı, hem Avustralya hem de Yeni Zelanda’da yetişen özel bir bal türü, özellikle egzama’ya ve çeşitli deri hastalıklarına mucizevi bir şekilde iyi gelen. Test edildi, tek bir seferde net onaylandı 🙏🏾ve akabinde kızıma kutusuyla birlikte kaptırıldı 🤭😄
Çay ağacı lokalde New Zealand tea tree olarak isimlenriliyor 🌳Zamanında ,rüzgar aracılığı ile Avustralya’dan Yeni Zelanda’ya da yayılan çay ağacı 🍃 Māori kültüründe geleneksel tıpta sıklıkla kullanılmış.

Avrupa bal arılarının 1830’larda bu çiçeklerden nektar toplamasıyla, bu benzersiz bal ortaya çıkmış ve 1980’lerde bilim insanları bu sayede,yüksek antibakteriyel bileşeni metilgloksali keşfetmişler.
Öncelikle ve de özellikle yaraların iyileşmesine yardımcı olan, ağız ve boğaz sağlığından, sindirime kadar geniş bir yelpazede faydalı olabiliyor çay ağacı. Topikal olarak cilde uygulandığında, inflamasyonu azaltmasıyla öne çıkıyor 🍃
Gün gün Yeni Zelanda limanlarında sıra😉
Sydney ✈️ Auckland uçuşumuz sonrası 12 gün boyunca her gün farklı bir limanına uyanacağımız 🛳️Yeni Zelanda programımızın ilk durağı Auckland, ada’nın en kuzeyi, daha doğrusu kuzey batısı🙏🏾



İlk durağımız Bay of İsland
Yeni Zelanda’nın ilk başkenti Russel nostaljik hoş sokakaları, kolonial mimarisi ve sahil boyunca uzanan şirin ötesi cafeleri, tasarım mağazalarıyla zarif, sakin ama etkileyici bir de etki bırakıyor üzerimizde🤎







Tauranga bir sonraki durağımız🙏🏾

Rotorua bölgesinde halen geleneksel yöntemlerle bir şekilde yaşamlarını sürdürmeye çalışan bir Maori köyü, Whakarewarewa’dayız🤭 tekerleme gibi 😉bin kere felan söyletmiş olabiliriz lokal rehbere 🤭 kendisinin adını sormaya tenezzül bile edemedik bu arada bu sebeple 🙈

Whakarewarewa yaşayan bir Maori köyü olarak tanımlanıyor, Jeotermal bir köy, buharlı gayzerleri ve çamur havuzlarıyla ilgi odağı olan. Dünya’nın magmaya en yakın olduğu noktaktalardan biri olması sebebiyle yüzeye halen çok yoğun buhar çıkışı mevcut🙏🏾





Isınma gibi, yıkanma ve yemek pişirme gibi günlük ihtiyaçlarını gayzerlerden çıkan sıcak su aracılığıyla karşılıyor kabile halkı halen. İngilizlerin adaya ayak basmaları sonrası etnik yöresel çadırlarından çıkıp yeni inşa edilen minik kolonial evlerine yerleşen halk, gelenekçi de olduklarından ötürü çok da memnun olmamışlar duruma, adını öğrenme cesaretine vakıf olamadığımız lokal rehberimizin iletisiydi bu bilgi de🤭
🌽 haşlama şekline bakınız🤭
hem de bir kaç dakikada ,görmesem hakikaten inanmazdım 🙏🏻

Maori yerlisi rehberimiz🤭

Rotorua’da bir sonraki durağımız Alpaka gibi , Lama gibi ,Emu kuşları gibi bir çok endemik tür eşliğinde mis gibi bir hava ,yemyeşil bir ortamda Agrodome Çiftliği👨🏾🌾🐐🐑






Ve bir sonraki durağımız Napier☺️

Bölgenin en en eski bağlarından birinde, Te Mata Estate de şarap tadım turundayız😉isimler ne çok enteresan değil mi? ne hoş köklerine bağlı kalmaları.


Bu arada gelmeden önce Yeni Zelanda hakkında bir fikrim olmamasına rağmen her nereden zihnime böyle bir şeyi yerleştirdiysem🤭muhtemeldir aklımın bir tarafında duran bir savaşı Maori figüründen kaynaklı ,ilkel bir yaşam ,balta girmemiş ormanlar, cehaletin yoğun olduğu bir ortam felandı sanırım geri planda beklediğim .Sonuç hakikaten tam ters köşe🙈

İnanılmaz modern inanılmaz sistemli bir ülke Yeni Zelanda. Vize işlemleri sırasında bizi öylesi detaya boğup öylesi de zorladılar ki ( Avustralya vize formlarından bile deli dehşet detaylıydı her şey, okuduğumuz ilk okuldan, son mezun olduğumuz kuruma, başlangıç ve bitiş yıllarıyla hem de, detaylı sgk dökümanından, kardeşlerimizin isimlerine ,mesleklerine, sabıka kayıtlarına ve hatta telefon numaralarına varıncaya kadar🙄Bir ara kafa buldum hatta, dedim ki Tuba’ya elin yamyamının bizden istediği detaya da bak🤭yamyam benim kanımca 😂şu güzelim ülkeye ve o naif halkına edilecek söylem hiç değilmiş meğerse🙈
Dönüp bakınca çok şükür bir geride kalan dünya’nın bir kaç toplumundan biriyiz maalesef ki kanımca🙄
Sonrası Picton 🙏🏾
Kıyıdan kıyıdan yaklaşık 300 dereceye yakın bir açıyla dolaşıyoruz Yeni Zelandayı. Ada güneyinde yer alan fiyorları da görebilmiş olsak açıyı biraz daha genişletebilirdik ,lakin hava feci rüzgarlıydı ve kocaman gemi o dar fiyortlara güvenlik gerekçesiyle giremedi maalesef ki, nasip değilmiş. Dönelimiz tahmin edebileceğiniz gibi hayli oldu ,bendeniz bir bayram tatilini daha blog yazarak geçiriyorum 🖋️olmuyor sair vakitte yazmak için yeterli zaman çünkü.


İnanılmaz hoş bir coğrafya, güney fiyortlarını görememiş olsak da Queen Charlotte Sounds iç içe girmiş koylarıyla muazzam bir deniz ziyafeti sunuyor bize.



Sonrası yine adaya özgü meşhur şarap bağlarıyla kaplı bir bölge,Marlborough
Aromatik yapısıyla öne çıkan Yeni Zelanda Sauvignon Blanc 🍷 tadım fırsatı buluyoruz burada da🙏🏾
Ve sırada hem başkent 🙏🏻hem de adanın kültürel kalbi Wellington💚
Sanat galerileri, tiyatroları ve yaratıcı sokaklarıyla etkileyici başkent Wellington . Beni yine en çok etkileyen açık ara ülkenin en prestijli müzesi Te Papa Tongarewa bünyesinde yer alan Gelibolu müze💚 bölümü oldu. Müze, Maori mirası ve doğal tarih koleksiyonlarıyla da öne çıkıyor bu arada, oldukça geniş kapsamlı bir müze.





Öyle muazzam öyle etkileyici bir Gelibolu bölümü oluşturmuşlar ki müze bünyesinde,hakikaten inanılmazdı🙏🏻


hakikaten inanılmazdı🙏🏻


Sonrası tarihi Wellington teleferiği ve zirvede konumlu botanic garden

Ülke siyasetinin merkezi Beehive Parlamento Binası

Bir sonraki durağımız zarif atmosferi ,huzurlu ortamıyla ve doğayla iç içe kentsel yapısıyla ,şehri kıvrılarak süsleyen hoş atmosferiyle Avon nehri ve Victorian peyzajı eşliğinde Christchurch🌴🌴


Dunedin rotamızın son durağı🙏🏾


İskoç kökenli yerleşim sahiplerinin etkisi eşliğinde şekillenen şehir ,kompakt yapısı ve dünyanın en dik sokağına sahip olmasıyla biliniyor.

Yamaçlara konumlu şirin ötesi evlerin bulunduğu bölgelerden geçiyoruz, her yer yemyeşil yine muazzam🌴🌴 bir doğa karşılıyor bizi.

İç içe girmiş koylar arkamızda kalıyor, hayli yol aldıktan sonra ulaştığımız 🌳🌳yemyeşil bahçeleriyle etkileyici ötesi Larnach şatosu 🏰

Neo gotik mimarisiyle Dunedin Tren istasyonu

Ve de sonrası bize upuzuuun bir 🛳️yolculuğu 🙈 üç gün boyunca tek bir kara parçası görmeden yol aldığımız çokça çalkantılı, dev dalgalı sonsuz okyanus manzarası🌊 eşliğinde saat farkını geriye sararaktan Avustralya / Sydney limanına dönüyoruz tekrardan.


Saat sabah 6 sularında sessiz ve de puslu, muazzam görseller veren Sydney limanı, Opera binası ve Sydney Harbour köprüsü eşiliğinde 🌉 lagünler üzerine kurulu muazzam güzel şehir Sydney ❤️



Uçağımız akşam saatlerinde. O zaman bize kaldığımız ve atladığımız noktalardan tekrardan keyifli bir Pazar günü Sydney♥️
Ve keyifle geçen, bunca günün ve aradaki 8 /10 saat farklık yorgunluğuna kesinlikle değen 22 günün finali🙏🏾
